Haberler

Ah! Türk Boyları

Tarih sayfalarına baktığımızda çok geniş topraklarda Türk birliğini sağlayan meşhur önder, lider, padişah, han, sultan, imparatorlarımızı, alimler, kahramanlarımızı görerek gurur duyarız ve kahraman ecdatlarımız için içimizde iftiharla dua ederiz.

1856 senesi Ruslar Batı Türkistan’ı işgal etti. Altınordu hanlığı ile uğraşan Ruslar 1952 yılına geldiğinde, korkunç İvan (Deli Petro) Kazan hanının oğlu ve hanımını esir alacak hale geldi.

1919 senesi Lenin, Stalin devrinde Türk yurtları kan gölüne çevrildi. Yazarlar, tarihçiler, bilginler, filozoflar, din adamları, aydınlar, şairler, akıldarlar, fikir adamları, bigünah büyüklerimiz “Pan-Turkist” damgasıyla damgalanarak kurşuna dizildi, hapse atıldı, şehit edildi.

Türk birliğini sağlamak yolunda şehit düşen Enver paşa başta olmak üzere bütün kahraman şehitlerimiz ruhuna bir dakika saygı duruşunda olalım.

Bugünkü dünyamızda, 60 çeşit dilde konuşan Avrupa birleşerek bir Avrupa topluluğu kurdu. Birbirleri ile geçinemeyen Arap devletleri bile Arap birliği, Arap topluluklarından ciddi söz etmeye ve harekete geçmeye başladı.

Maalesef, kardeşlik bağlarının mükemmelliği ile gurur duyulan, şöhreti alem-cihana meşhur olan Türk toplulukları beni hayal kırıklığına uğrattı.

1991 Rusya dağıldı. 74 senelik hasret sona erdi. Sanki 74 sene Berlin duvarının iki tarafında kalmış iki aşık 74 sene sonra kavuştu.

Kavutu da, ne oldu?

Hiç ayrılmayalım derken, birleşmek hayal oldu….

Bunun birkaç nedeni var:

1) Her iki tarafın birbirine olan önyargısı 74 senelik karşı taraf hakkındaki propaganda…

Mesela:

A: Komünist ülkede ahlâk yok.

B: Batı demokrasisinde her şey mubah…

Japonlar gelmiş Kırgızistan’a “Ülkenize fabrika kuralım, ülkeniz %80 kazansın, biz %20 kazanalım.”

“Düşüneyim” demiş. Sonra Çinliler gelmiş: “Sizin ülkeniz %30 kazansın, biz %30 kazanalım, sizin şahsi cebinize %40 girsin…” “Tamam” diyor büyük başkan.

Türk dünyasının birliğinden rahatsız olan, korkan, birleştirmemek için elinden geleni arkasına bırakmayan güç var. İnsanlar devletler var, onların başında gelen en eşeddisi Kızıl Çin’dir.

– Neden?

– Çin’in kastı şeftalide”

Doğu Türkistan müthiş, acayip zengin bir toprak.

Mesela: Doğu Türkistan’ın 500’den fazla yerinden petrol çıkıyor. Bu 500 yerin bir tanesi olan Teklimekan çölünde 50 milyar ton petrol, 8 trilyon metreküp doğalgaz var.

Zengin toprağın tadını alan Çin, o toprak sahiplerinden birisini bile hayatta koymamak kararı aldı. Her çeşit yöntemler ile sinsi ve vahşi soykırımını sürdürüyor, bütün kanunları hiçe sayıp.

Bütün Doğu Türkistan halkı Çin’den kurtulmak, bağımsız olmak ister. Bütün Türk dünyasının birliğini ister.

Doğu Türkistan’ın bağımsızlığı için şehit olanların kemikleri eğer toplansaydı, Tenridağ gibi olurdu.

Ben Çin soykırımının-katliamının, Türk dünyası ile bizzat bağlı bir kısmını anlatmak istiyorum:

Doğu Türkistan yok etmekte olan düşman, Türk dünyasının birliğinden çok korkar. Bu birliği engellemek için elinden geleni yapar.

2) 1877 ve 2009 katliamları

Orda çok katliam oldu, şu an sadece ikisini söyleyeyim.

1870 senesi Yakup bey (bütün Doğu Türkistan’ın birliğini sağlayan başarılı bir lider, yakın zamanımızın en akıllı liderlerinden birisidir), imparator padişah sultan Abdulaziz Han’a (aynı zamanda İslam halifesi idi Abdulaziz Han), kendi oğlu önderliğinde bir heyeti gönderdi. Hutbeyi Müslümanların halifesi namında okuttu. Sultan Abdulaziz namından altın-gümüş paralar çıkardı.

Yakup bey Hindistan ve Rusya’ya hem elçi gönderdi. Türkiye, İngiltere, Rusya Doğu Türkistan’ın bağımsızlığını tanıdı. Hindistan ile ticari anlamalar imzalandı.

Dünyanın üç büyük devleti Türkiye, İngiltere, Rusya tanıdı. Çin’in iki yüzlülük oyunu oynadığına itibar edilmedi (dikkate alınmadı).

Yakup Beyin 80 bin kişilik muntazam ordusu vardı.

İngiltere’nin maddi, Rusya’nın silah (yani her ikisinin) maddi-manevi desteğini alan Zuzuntang 400 bin kişilik askeri ile Doğu Türkistan’da tarihin en büyük katliamlarından birisini gerçekleştirdi.

1876 senesi Yakup Bey zehir içirilerek öldürüldü. Taht kavgası, iç maceralardan yararlanan Zuzuntang, 1877 senesi kanlı kırgın (katliam) ile Kaşkariye devletini devirdi. Şinjiang diye isim taktı Çin zalimleri.

Uçturpan (sadece bir kasabayı anlatalım) bütün kasabada diri insan kalmadı, sadece mesleği demircilik olan az sayıdaki kişi kelepçe, kılıç yaptırmak için götürüldü.

Şu an orada bir köy var, ismi: “Kellemezar”. Kesilen onbinlerce baş (kelle) top gibi zıplayıp hoplayıp bir yere dağ gibi toplanmış.

O gün bugündür ismi “Kellemezar”

(Öldürülen şehit kelleler toplanırken, neden biz hayat yaşamakta olan kelleler birleşmiyoruz?!) Neden bir niyete gelemiyoruz? Neden vatanımızı kurtaramıyoruz?...

O zamanki bağımsızlığımız tanıyan Türkiye, İngiltere, Rusya, Hindistan, Afganistan gibi ülkelere, gecikerek olsa bile teşekkür ederiz ve bugünkü günde, BM’de bizim bağımsız devlet ikenliğimize şahitlik, tanıklık yapmasını arzu ediyoruz.

Aynı zamanda sebebi ne olursa olsun, Çin zalimlerine maddi-manevi destek veren, İngiltere, Rusya’nın, o gün bugündür devam eden katliamı-soykırım haksızlığa bakarak, vicdan azabı duyduğundan eminiz

Zavallı Uygur halkına olan vicdan borcunu, Uygur’un Çin’den kurtulmasına yardım ederek (bağımsızlığa kavuşmasına yardım ederek) ödemesini, vicdanını rahatlatmasını istiyoruz. Bu talebimizi İngiltere Kraliçesi Elizabeth Hanım’a hem ayrıca gönderiyoruz.

2009 yılı 25 Eylül Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül Ürümçi’ye adım attı iyi niyetle, ezilen, çiğnenen, aç-sefil Uygur halkının masumane sevincine diyecek yoktu. Esirlerin ağlayan gözleri ilk defa gülümsüyordu.

“Hırsızın yüreği pok-pok” Doğu Türkistan gerçeklerinin ortaya çıkacağından, yani Doğu Türkistan’ın Çin’in pis elinde durmayacağından endişe eden Çin zalimleri, acilen (gece-gündüz demeden) hazırlığını yapmıştı…

26 Eylül gece saat 2’de uyumakta olan masum 800 işçi Guangdung’da, 10 binden fazla Çin özel timi tarafından katledildi.

O gece havada Çin cellatlarının:

“– Beynini çıkar, beyni daha da lezzetli oluyor…”sesleri yansıdı.

Yere düşen diri Uygur gencin başı, bir Çinli tarafından kocaman taş ile ezilmekte, dövülmekteydi. (lezzetli yemek beyin çıkartılıyordu)

Bütün cellatlar elinde aynı fabrika malı, aynı çivili sopalar, hepsinde aynı kıyafet.

Her halinden Çin hükümetinin organize ettiği anlaşılıyordu.

Bu olaydan haber alan Doğu Türkistan öğrencileri Çin bayrağını götürerek protesto gösterisi yapmak için sokağa çıktı. Zaten Doğu Türkistan’da askerleri az değildi. Çin uçak, tren ile Doğu Türkistan’ın her yerine milyonlarca asker doldurdu.

O askerler sadece cadde-sokaklardaki önüne çıkan her Uyguru öldürmekle yetinmedi.

Ev bastırıp girerek 9 aş üstündeki erkeklerin hepsini hapse attı.

Hapislerde, kadın erkekleri çırıl çıplak soyarak küçük odalara birkaç yüz kişi, ölü üstüne diri, diri üstüne ölü, insan üstüne insan, aç-susuz onları leşe çevirip kazma kürekle kamyonlara yükledi.

Bahse girerek, kemik kırma “zevki sefası” sürdü…

Çinlilerin bütün dünya insanlarından bir farkı işkenceden zevk alma özelliğidir.

Ölü-diri çelik fabrikasında, kömür yerine yaktılar günahı Uygur olan masum insanları… Hapishanelerden kimilerinin cinsel organlarını keserek evine gönderdiler… Geceleri Ürümçi’nin azcık dışındaki dağ arasına ölü-diri gençleri gömüyordu çukura Çin zalimleri, şarkıcı Mirşad tesadüfen oradan geçerken gördü.

İki gözü oyulmuş, Mirşad’ın cesedini Çin zalimleri evinin önüne bıraktı.

1949’da 40 bin kişilik ordusu olan, bağımsız Doğu Türkistan’ın gül kokan sokak-caddeleri, 2009 senesi sokakları dolduran ceset kokusundan nefes alınmaz hale geldi.

Halk insan gibi yaşamak için, vatanının bağımsızlığı için Allah’a yalvardı, çırpındı.

17 yaş kızlar tek silahı işaret parmağını havaya kaldırıp, binlerce donatılmış Çin askerleri Çin tankı üzerine ölümü hiçe sayıp yürüdü: “Çin zalimleri defol! Kendi ülkene git!” “Doğu Türkistan bağımsızdır, bağımsız kalacak”

Kayıp çocuklarını arayıp polise giden anne-babalar anında yok edildi.

Bunu gören başka ata-analar susmak zorunda kaldı.

Bir çocuğu ölen öbürünü yaşatmak için, “Hayır bizim çocuğumuz ölmedi, her şey iyi” demek zorunda bırakıldı.

“Doğu Türkistan” diyenlerin küçük dilleri kesildi. İbret-i alem yaparak kamyon üstünde, idam etti. 25 yaşındaki güzel kız Saadet, onlardan sadece birisidir.

Çin’in iki sembolü var: birisi Ejderha, birisi 72 çeşit değişebilen Sung Maymun.

Çin, soykırıma dünyanın tepkisiz kalmayacağını gördü.

Doğu Türkistan kendi yağıyla kendi etini kavurmaya başladı, bol parayla iradesi acizleri satın almaya başladı.

Memurlara yüzde yüz zam vererek, zengin toprak Doğu Türkistan’ı elinde tutmanın hayalini kurdu.

Her bir aklı başında Uygur’un yüreğindeki, Çin zalimlerine olan nefret, buzdağların buzundan daha kalındır. Erimesi imkânsız.

Maymuna ataları öğretmiş: Okyanın ipliğini kâh sıkı çekeceksin, kâh boş bırakacaktın. İşte devlet idare etme usulü. Bu numarayı çok gördü Uygur halkı. Timsah bile kendi avını okşaya okşaya yiyormuş.

Doğu Türkistan’da kimse yürek sözünü söyleyemez. Yaşamak için “Doğu Türkistan toprakları Çin’indir” demek zorunda. Gerçekleri söylerse başı gider.

Oralara gazeteciler gidemez (Filistin’e gidebiliyor). Gidenlere hem hiç kimse gerçek röportaj veremez. 62 yıllık zulüm insanlara hayatta kalmanın tek yolunun yalan söylemek olduğunu öğretmiştir, tamamen vicdanına aykırı şeyler söylemek insan için ne kadar zulüm azap…

Tahtı kurbanı idam ettiği gün, hanımı Ayşe ablayı sahneye çıkardı. Binlerce insanın önünde kadın ağlayıp titreyip, üzüldüğünü belli ederek, düşmanı sevindirsin mi? Hayır!

Ayşe abla büyük bir gururla hiçbir şeyi umursamazcasına mangal gibi yürekle sahneye çıktı, sıraladı düşmanın ağzından düşürmediği sloganları…

“C.K.P çok iyi yaptı, biz çok mutluyuz, yaşasın!...” kadındaki galip ruh herkes tarafından gizlice takdir edildi.

İlave:

1991 Ruslardan kurtuldular büyük bir kısım, birçok bağımsız hür Türk devletleri boy gösterdi sevindik.

1) Ama fırsat yakalayan ejderha Çin, Şanghay, Panghay anlaşmasıyla yaptı yapacağını. Hürlüğüne yeni kavuşanlar sanki yağmurdan kaçarak doluya yakalandı.

“Anlaşma” oyununda Çin çok başarılıdır. Devlet başkanlarına “Birbirimizin teröristini yakalayalım”a imza attırdıktan sonra, onları av köpeği durumuna düşürerek Uygur kardeşlerini yakalattırıyor ve Çin işkencesinde öldürüyor.

Bu rezalete son verin kan kardeşler, sabrımızın sonuna geldik. Uygur’u yakalayıp (bigünah insanı) Çin’e tutup vermeyin.

2) Bütün Türk dünyası yazıyı birliğe getirelim.

3) Anadolu Türkleri “uçak” diyor ne güzel. Uygur Türkleri Samalyot (Rusça), Ayrupılan (İngilizce) derler. Ama helikoptere “dik uçar” adını takabilmiş.

“İki yarı bir bütündür” (Tatar halk atasözü)

Gelin hepimiz “uçak”a, “dik uçar” diyelim, başka söze ne gerek var.

 

Selam deyin

Telli turna uçan kuşlar

Hilal aydan altın kaşlar

Gökyüzünden damla yaşlar

Türk yurduna selam deyin

 

Gök kuşağı olsam, bir an

Türk yaylasın kucaklasam,

Diyarbekir, Altay dağı

Tuna derya, kulaç atsam

 

İstanbul’dan Almata’ya

Dağ başında gümüş kara

Dili tatlı şirin bala

Güzel yara selam deyin

 

Hatıramdı Taşkent bağı

Yüreğimde hicran dağı,

Nesif olur mu, kavuşmak çağı,

Güzel yara selam söyle.

 

Gönül bahçemde Çeçen kızı

İdil derya Mahmut* izi

Yakut çavuş Türkmen sözü

Uçan rüzgâr selam deyin

 

Beni sorarsa “aman” deyin

Rengi-ruhu saman deyin

Akar gözden bir çift nehir,

Dertli Kaşkar taman** deyin

 

* Mahmut: Kaşkarlı Mahmut (Divan-ül Lügat-it Türk adlı eseri var)

** Taman: taraf


20 Ağustos 2011, Cumartesi
Zeynure Öztürk
Bu yazı 3451 kez okundu.

Doğu Türkistan Cumhuriyeti Sürgündeki Hükûmeti©2004-2015

XHTML 1.0 Strict Standartlarına uygun. CSS Standartlarına uygun.