Haberler

Düşmandan Bulaşan Hastalık

Amerikan Başkanı Nikson 1960’ların sonlarında Çin’e gelirken, Amerikan âlimleri çok önemli bir şeye parmak bastı. Yani Çinlilerin psişik özelliğine, Çinlilerin başka Dünya insanlarından farklı olan, tuhaf hareketlerinin birisine parmak bastı:

Dedi ki; kendi heyetine “Sizler, insanı insan yerine koymayan, ya bir insanı ilahlaştırıp yüceltip, göklere çıkartıp ona başvuran; ya da insanı aşırı derecede aşağılayıp insanlık onur-gururunu çiğneyip yerin dibine batıran bir topluluğa; yani Çin-Hanzularının yanına gidiyorsunuz…”

Amerikan âlimlerinin analizi çok doğruydu. Çinliler işi gücü birbirine yalakalık yapmak, öbürünü aşağılayıp ezmekte sınır tanımamak, bu haslet kanına işlemiş o Hanzuların. (Çinlilerin kendi kendine Çinli demezler, biz Hanzuyuz derler.)

1949 senesinden bu yana Doğu Türkistan’a sülük gibi yapışan Çinlilerin başka yaptıkları yetmemişçesine, “insanı insan yerine görmeme” hastalığını, benim halkıma bile bulaştırdığını görüyorum.

Hür dünyadaki Uygurlar, her birimiz kendimize teşhis koyalım.

Önce düşmanın bulaştırdığı nacar illetlerimizi tedavi edelim, kendi hür irademizle. Sonra birbirimizi günahıyla sevabıyla insan yerine koyalım, insani ahlak, nezaket, insani adaplarına sahip insanlar birbirine nasıl bakar, bizde birbirimize öyle bakalım.

İnsan gibi selamlaşma, hal hatır sormaları adet edinelim.

“Vay aşırı dinciymiş….” “Vay saçının yarısını örtmemiş…” fasa fiso… birbirimizde kusur arama yerine “Vatanı kurtarma niyetimiz var?” bu soruda birleşelim…

Şu an milletimiz Çin’in rezil soykırımında can çekişiyor, acil tedbirler alarak, akıl, can, mal her şeyimizi ortaya koyarak, hepimiz tek yumruk olarak fevkalade gayret göstermezsek, tarihten silinebiliriz. Kimin umurunda!?

Gemisini kurtaran kaptandır. Her toplum, her millet, dünya dediğimiz bu acımasız mekânda hayatta kalma mücadelesi veriyor.

Topluluklar kendi aralarında ne kadar ittifak olursa, bir de o toplumda adalet anlayışı olursa, o toplum yükselmektedir.

Biz kendi milletimizi sevmezsek (aslında milletimiz sevilmeyecek bir millet değil, ama şu günlerde felaketin en rezili başımızı gelmiş durumda), her birimizin şahsi nefsi aklımızın üstüne çıksa, neslimiz tükense (ki, düşman planlı projeli halde neslimizi tüketiyor) kimin umurunda?!

2009 senesi kahraman oğul-kızlarımız Çin zaliminin kurşunlarına göğsünü siper ederek Tenridağ ananın verdiği sütünü akladı.

Teklimekan çölüne döküldü masum Uygur Türklerinin pak kanları!

Kan deryalarından Doğu Türkistan’a bağımsızlık! şavkunları geliyordu. Şehitlerin son sözü “Doğu Türkistan’a bağımsızlık!” idi.

Hür dünyadaki falan teşkilatın sözcüsü Sinen TV’de idi. Sunucu kız sordu: “Ne istiyorsunuz? Bağımsızlık istiyor musunuz?”

Sözcü cevabında: “Doğu Türkistan’daki yani oradaki halk bağımsızlık istiyor mu, istemiyor mu, onu ben bilmiyorum…” ve sözcü eklemeyi ihmal etmedi. “Liderimizin 34 akrabası var, teşkilatımızda 74 yetkili var. Bizler o olaylara karışmıyoruz…”

Sözcü hür dünyadaki bağımsızlık isteyen ve bağımsızlık mucadelesi etmekte olan Uygurlara hem telefon açarak tehdit savurmuş. Mahşer günü haline vay! Nefsine tapan kiralık....

Bunlar gerçeklerdir.Sizin TV ekranlarında gördügünüz şahıslar bunlar.. 

Yorum sizin..

Zeynure İsa


11 Haziran 2011, Cumartesi
Zeynure Öztürk
Bu yazı 1794 kez okundu.

Doğu Türkistan Cumhuriyeti Sürgündeki Hükûmeti©2004-2015

XHTML 1.0 Strict Standartlarına uygun. CSS Standartlarına uygun.