Haberler

İnsana, Birbirimize Değer Vermesini Öğrenelim

“Körlere yol gösterir,

İyi dosttur hasa dayak.

Kadir bilmez insandan,

Bilse hayvan yahşırak.”*

(Senin kıymetini bilmeyen, sana değer vermeyen insandan, sana değer veren hayvan daha iyidir.)

Bizim yurdumuzu basan düşmana karşı uzun yıllar bir mücadelemiz var, haklı davamız var ve bu, vatanın bağımsızlığını ele alana kadar devam edecek. “Hakikat eğilse de kırılmaz” “Hak-adalet, kuvvetten üstündür.”

Her şey bir yana, bu haklı dava içindeki arkadaşlar birbirimize ne kadar değer veriyoruz? Birbirimizin kadir kıymetini biliyor muyuz?

Falan başkan, filan başkan olmak o kadar zor iş değil. Makam mertebeyi bir dağ başı desek (diyelim), o tepeliğe uçan şahin de çıkabilir, sürünen yılan da çıkabilir.

Önemli olanı ve bir o kadar zor olanı; insan olmaktır.

Vatan millet menfaatinden; kendi nefsini, cebini yeğleyenler, sahtekârlar falan başkan olmuş ama insan olamamış, önüne geleni ısırıyor, arkasından geleni tekmeliyor, ondan da kötüsü onun ar damarı Pekin’in göbeğine bağlanmış.

Yazıklar olsun!

Bu gibileri bilse bile, bilmemezlikten gelenlere hem yazıklar olsun!

Vatan hainleri ile, yurt seven mücahitlerin farkını ayırma zamanı gelmedi mi Uygur?

- Falançını teşkilatınıza neden almadınız?

- O sünnet düğününde sünnetçiye küfür etmiş.

- Hey mübarek, onun sünnet düğününden 50 sene geçmedi mi?

Bu zihniyet ile nasıl devrim ruhunu yakalayacağız?!

 

Vatandan ayrıldığına 30 seneye yakın olmuş bir mücahit (hiç görmediği vatanı 30 senedir) yemeyip, içmeyip, diş tırnağı ile çabalayıp çalışarak, açıkçası rutubetli bodrum evde bir tane yastığı yok, başına kitapları koyup uyuyan bir mücahit, bilim adamı, vatan kurtarma yolundaki çilekeş binbir zorluklar ile bir kitap yayınlatmış.

Kitap bayağı kaliteli, bayağı seviyeli, o kitabı Uygur’un Derneği’ne götürmüş topu topu…

Neymiş… Kitapta Çin’in damarına basan cümleler çokmuş… terörist kitapmış…

Derneğin avlusunda, yak babam yak kitabı… cayır cayır yanıyor yanıyor Uygur âlimi, Uygur mücahidi, gariban oğlanın doğru fikirleri, senelerce uykusuz geçen geceleri, gözünün nurları, yağları, tırnakları ile çalışan emeğinin meyveleri, açılmayan goncaları… milletim ile yüz görüşür diye ümit ettiği sayfalar… cayır cayır yandı kül oldu…

Çinliler Uygur’un kitaplarını ev bastırıp toplayıp dağ gibi kitapları, her köy kasaba her yerde cayır cayır yakmadı mı?

Onlar yeterli değil miydi?

Üstelik hür dünyada Uygur alimin kitabını Uygur yakıyor! Af buyurun… eşek önderliğinde deve kervanı bile yapmaz bunu!

Bizler birbirimize iyice değer vermediğimiz için, birbirimizin iyi yönlerini takdir ederek moral vermediğimiz için, bazı mücahitlerimiz kendi kendini tanıtmak, överek yazmak zorunda kaldı (sakın bu arkadaş alınmasın, onun için söylemiyorum).

Aslında hurcunun ön kısmında, insanın iyi faaliyetleri sevapları oluyormuş, arka kısmında günahları, noksanları oluyormuş. Arka kısım ağırlaştıkça ağır bastıkça ön kısım göze batıyormuş. İnsan kendi sevaplarını hep dile getiriyormuş.

2009 katliamı, her Uygur’un vicdanını uyandırarak, fikrinde yeni ufuk açtı sanırım.

Şuursuz yatan hastaya şuur geldi.

Hepimizin yüreğinde vatan hasreti, doğduğumuz toprakların hasreti var. Düşman kurşunlarından yara var, hem de o yaralar derin (birbirimizi yaralamasak da o yaralar yeter)

Tarihte doğru fikirli liderlerimizin, vatan kahramanlarının değerini bilemedik, tarihi fırsatları hem kaçırdık, yürekte acı pişmanlıklar da var, vicdan azabı var.

Geçenler geçti, şimdi ne yapmak lazım?

Vatan kurtaracağım diye meydana çıkanlar açık yürekli olalım, her çeşit fikirleri insanca tartışalım, doğru yolu bulalım…

Birbirimizin iyi yönlerini görecek göz yetiştirelim (Gerçi “Leyla’yı görmek için Mecnun’un gözü lazım”)* Hepimiz vatan yolunda mecnun olalım…

* Meşhur Uygur şairi Tiyipcan Eliyov şiirinden.

 Zeynure Öztürk


11 Haziran 2011, Cumartesi
Zeynure Öztürk
Bu yazı 1968 kez okundu.

Doğu Türkistan Cumhuriyeti Sürgündeki Hükûmeti©2004-2015

XHTML 1.0 Strict Standartlarına uygun. CSS Standartlarına uygun.