Haberler

Tavuğun Feryadı

Zorihan büyükannem bazen bahar, sonbahar aylarında tavuk yuvasına, tavuk yumurtalarını yerleştirerek minnacık civcivleri çıkartıyorlardı.

  Ama o sene, tavuk yuvasına bir sürü ördek yumurtası yerleştirmişler. 40 gün tavuk, ördek yumurtalarını bağrına basıp yattıktan sonra, beklenen gün geliyor. Civcivler kabuğunu kırarak bu geniş dünyaya göz açıyor, ilk adımlarını atıyor. Yalpalaya yalpalaya altın gibi sarı, pamuk gibi yumuşak tüyler… Anne tavuğun sevincine diyecek yok; bu güzel şirin şeyler hepsi benim yavrularım, canlarım, ciğerlerim, yürek parem… Allah nazardan saklasın… bunların ayağına diken batmaktansa, benim gözüme batarsa (saplanırsa) daha iyidir. Ben bunlara 40 gece-gündüz kalp ateşim, bağrımın sıcaklığı ile hayat verdim. Şükür olsun Allah’ım bana bu mutluluğu yaşattın ya!

-Yürüyün yavrularım sol tarafa, bahçe, tarlalara.

- Anneciğim, benim canım, bizim canımın sağ tarafı istiyor.

- Ben sizlere kıyar mıyım? Ama sağ tarafta derya var, akarsu, çok dikkatli olmanız lazım, suya düşerseniz, Allah korusun! ölürsünüz, ben de kurtaramam… madem ki canınız sağ tarafı çekti, o tarafa yürüyelim. Derya kıyısında (sahilde) ben sizlere yiyecek bulurum, gül-çiçek tohumları ile besleyeceğim güzellerim. Bakın dünya geniş, siz şimdi yeni çıktınız yumurta kabuğundan, işte o görünen vahşi derya çok tehlikeli… biraz önce tembih ettiğim bu işte! Sakın ona yaklaşmayın, can alıcı…

Tavuğun cümlesi henüz bitmeden, civcivlerin hepsi attı şiddetle akmakta olan dağ suyuna kendilerini…

Tavuğun feryadını tarif etmek için, bütün dünya lügatlarının “ah” “feryat” “imdat” sözcüklerini biraraya toplarsak yetmez.

Zavallı tavuk eğer yüksek uçabilseydi, kendini bir göğe bir yere vururdu. Hiçbir canlıda henüz görülmemiş bir acı feryad! Nasılsa anne! nasılsa yüreğinden çıkmış yavru!

Tavuk bir yüksek kalkıyor, bir de kendini yerden yere, taştan taşa vuruyor. Bir de deryaya suyun üstünde birkaç metre uçuyor, suya inmeye cüret edemeyip geri uçuyor, keşke doğru dürüst uçacak kanadı olsa, su yüzünden yıkıla kalka nehir kıyısını zor buluyor, önü arkası kesilmiyor bu acı feryadın.

40 gece-gündüz yumurtaları bağrıma basarak, yüreğimin sıcaklığını verirken ne şirin hayaller kurmuştum. Acaba kaçınız oğlan, kaçınız kız olacaksınız bakalım. Oğlanlar (horozlar)ımın, krallar, padişahlarınkinden daha güzel taçları olacak, onların kuyruklarındaki her bir tüyde (peyde) gökyüzündeki gökkuşağından kaç tanesi olacak? İnsanlar mağrur görünenlere “Hint horozu gibi” derler ya! Benim asıl sıfat horoz oğlanlarım, mertleri sınayan (keşfeden) meydanlarda, boksör moksör gibilerden belki de altın madalyon alacaklar.

Kızlarım hep çift sarılı yumurtalar üreterek hem de her gün, asıl soy, asıl neslimizi hep sürdürecekler.

Ah şirin hayallerim, umutlarım, bir anda ateşe düşmüş kıl oldular…

Ben ne kadar bedbaht anneyim, şu an yavrularım nehirde akıyor ben kurtaramıyorum. Allahım beni ne kadar aciz, çaresiz anne yarattın!... Ben bu dünyaya acı çekmeye mi geldim? Göğsümü yırtarak feryat etmeye mi geldim? Bir de çevremde toplanan insanlar kahkaha atıp gülüyor. Dünyada hiçbir şeyden korkmayan insan bile, gülünç olmaktan korkar, ben gülünç oldum, yavrularım beni ibreti âlem yaptınız. Beni boş verin! Ne olursam olayım. Sizler yaşamalısınız, henüz bu dünyaya yeni göz açtınız. Birkaç saniye hayat geçirmek için mi geldiniz bu dünyaya?!..

Söylemedim mi nehre düşmeyin diye. Anne sözü dinlenmez mi ciğer parelerim! Ah Allahım çocuklarımı kurtaramazsam bana bu hayatın ne gereği var!?

Cenabı Allah! Al emanetini! Ben bu bir grup yavrularımın göz göre göre nehirde boğulup öldüğünü seyrederek yaşamamam... Al şu çaresiz canı!

Önce suyun akışına doğru kendini bırakan yavrular şimdi karşı yakaya doğru biraz ilerledikten sonra şimdi suyun akımına karşı toplu halde yüzüyordu. Keyifleri keyif, mutluluklarına diyecek yok. Annelerinin feryadı umrundalar mı?!

Dünyada en hızlı koşan şey hayaldir. Işık hızından bile hayalin hızı yüksektir. Tavuğun hayali 9 ay 9 gün evladını karnında taşıyan annelerin yanına gitti… Binbir zorluklar ile büyütüyor evlatlarını. Ah benim yavrum cumhurbaşkanı mı olacak? ya da başbakan ya da Einstein? Şirin pembe hayaller…

Evlat uyuşturucu bataklığında… sudan sevaptan birisine bıçak çekiyor, eli kanlı katil hapishanede çürüyor. Sadece ailesi değil, sülalesi perişan. Anne yüreği feryat etmiş, yani ateşe basmış tavuktan beter.

Halbuki anne terbiye ederek neler söylemedi ki çocuğuna, “Aslanı yenen batur kahraman değil, öfkesini yenen batur, kahramandır”

“İyiliğe iyilik her kişinin işi, kötülüğe iyilik er kişinin işi”

“Belleği kuvvetli birini yener, bilimi kuvvetli binini yener”

“Zamanen sana bakmazsa, sen zamanene bak”

“İnsanın kıymeti, onun ahlakı ile ölçülür”

“Ana yurdun aman olursa, rengi ruhun saman olmaz…”

Zeynure Öztürk


11 Haziran 2011, Cumartesi
Zeynure Öztürk
Bu yazı 2475 kez okundu.

Doğu Türkistan Cumhuriyeti Sürgündeki Hükûmeti©2004-2015

XHTML 1.0 Strict Standartlarına uygun. CSS Standartlarına uygun.